Advertisement About Us Contact Us
     

ÇİN-JAPONYA -CIA ÜÇGENİNDE SİNCAN VE TERÖR

BU YAZIYI OKUYUNCA DEAŞ'IN NEDEN UYGURLARI KULLANDIĞINI DAHA İYİ ANLAYACAKSINIZ ÇİN-JAPONYA -CIA ÜÇGENİNDE SİNCAN,RABİA KADİR VE TÜRK MİLLİYETÇİLERİ

  
 
cin-japonya--cia-ucgeninde-sincan-ve-teror

 

 

Gittim, gördüm, yaşadım, analiz ettim,araştırdım,sorular sordum ve sonra yüzeysel-kulakdan dolma -psikolojik argümanlar (Çinlilerin Uygurlara yaptığı işkenceleri anlatan gazete,TV,sanal ortamlarda yayınlanan-video-makale haberler...)  ile beynimde  yer eden bilgileri, yerinde gördüklerim duyduklarımla  karşılaştırdım, sebep sonuç denkleminde irdeledim ve yazdım.

Ön yargılı gittim.

Önyargılarım vardı "Çin" dedin mi Doğu Perinçek gibilerin anlattığı soğuk despot komünist  bir ülke, "Çinli" dedin mi Türkleri sevmeyen, sırf   Türklerle genetik akrabalıkları oldukları için Uygurlara zulmeden, her türlü işkenceyi yapan ırk...

Çinlilerin Uygurlara yaptığı işkenceleri anlatan gazete,tv,sanal ortamlarda yayınlanan-video-makale haberler dışında, Çin ve Çinliler hakkında öncesinde hiç bir bilgim yoktu, böyle düşünmemde normaldi.

Benim gördüğüm Çin;

Bir ülke düşünün 1,351 milyar nüfuslu bir ülke, sokaklarında kaos yok, terör yok, çete yok, mafya yok, kovboy gibi gezen silahlı asker-polis yok, havaalanındaki polisinden sokakta karşılaştığınız sokakları temizleyen işçisine kadar her görevlisinin saygı ile vatandaşına,yabancıya yaklaştığı bir ülke...

Kimsenin dini inancına karışılmadığı, her dine saygı duyulduğu bir ülke.

Gece yarısı üçte kızınız oğlunuz "ben gezmeye gidiyorum" dediğinde başına bir şeyin gelmeyeceğini bilerek, rahat uyumanıza sebep olacak güvenirlikte bir ülke...

"Keşke Çin'i Doğu Perinçek gibi neye hizmet ettiği belli olmayan anlayışlardan öğrenmeyip alerji duymasaydım da, yıllar evvel buralara gelip bu ülkeyi tanısaydım" diyebileceğiniz ,yönetim anlayışına sahip bir ülke.

Türk pasaportunu gördü mü;Türklere Avrupalıların baktığı  gibi ön yargılı kem gözlerle bakmayan, "her ne için geldiysen gel baş tacısın ama ülkeme zarar verdiğin anda kapı dışarı edilirsin, bir daha hayallerinde Çin'i görürsün" diyerek özgüvenle herkese kapısını açan bir ülke...

Hani derler ya "anlatılmaz yaşanır" güzelliklerini anlatmak için sayfalar yetmeyecek derecedeki tanıklıklarınızla, sistemine aşık olunabilecek,devletin işinin devlete,milletin işinin yaşama alanında millete bırakıldığı, devletin vatandaşına Türkiye'de  ki gibi komplo kurmadığı, senaryo operasyonlar yapmadığı... vatandaşının devlete saygı duyduğu, devletinde vatandaşına sahip çıktığı mükemmel  bir ülke...

Abarttım zannedebilirsiniz gidip gördüğünüzde az bile yazdığımı yaşarken anlayacaksınız.

Benim tanığım Çinliler;

Vücut dilini kullanım tarzlarıyla hiç yabancılık çekmiyorsunuz,dil bilmeniz anlaşmak için çokta önemli değil, yeter ki sizin iyi insan olduğunuza kanaat getirsinler, kalplerini açmakta zerre tereddüt etmiyorlar,  zengini de fakiri de, sosyal statüsü yüksek olanı da olmayanı da saygılı, Avrupalı ve  Ruslar gibi soğuk değiller, aşırı sıcak kanlı ,bu yönleriyle bizim Anadolu'nun köylerinde yaşayan vatandaşlarımıza çok benziyorlar, Anadolu'muzun insanı gibi;  misafir perver, hoş görülü, sevecen ve aşırı saygılı,  doğruluk ve dürüstlükten ödün vermeyen...

Yani sizden bizden biri gibi.

Çin Irkı;

Çalışan, çalışan, çalışmayı bildiği kadar  yemeği de,eğlenmeyi de bilen, yaşamayı da bilen, sosyal, namustan ardan edepten taviz vermeyen kişilikleriyle dost edinip, ayrı kaldığınızda özleyeceğiniz  ve dünya üzerinde Türk ırkının anlaşabileceği belki de tek karakterdeki  ırk.

Peki üstat siz öyle diyorsunuz da,Uygurlar neden Çinlilerle anlaşamıyor ,Çinliler Uygur Türklerine neden zulmediyor?

Ben bu soruyu Türkçe bilen Türkiye'de ki siyasi gelişmelerden de haberdar bir Çinliye  sordum.

Diyaloğumuz;

-Çinliler Uygur Türklerine neden zulmediyor?

-Şimdi size ben soru sorayım, Kürtlerle siz neden savaşıyorsunuz, Türk askeri Kürt köylerini neden yakıp yıkıyor, basit bir suçtan bile karakola düşen  Kürtlere jandarma ve polisinizde sırf Kürt olduğu için işkence neden yapılıyor?

- Türk askeri asla Kürt kardeşlerimizin köylerini basıp yakıp yıkmıyor ortada hem savaş yok savaş bir devletle yapılır Kürtleri kullanan bir terör örgütü var ve askerimiz polisimiz bu terör örgütüyle mücadele ediyor...

-Sosyal paylaşım platformlarınızda  Türk Milliyetçilerinin paylaştığı resimler öyle demiyor, hatta bazı askerlerinizin Kürt haklarını savunanları dağda vurduktan sonra kulaklarını keserek Kürt Kulak'larından  koleksiyon yaptığı söyleniyor, hatta bir video da Türk Askeri öldürdüğü Kürdü arabanın arkasına bağlayarak cesedini sürüklüyor, ölmüş insanın cesedine bile işkence yapıyordu ben gözlerimle izledim bu videoyu ...

-Yalan!

Kürtlerle biz et ile tırnak gibiyiz, Kürtler bizim kardeşimiz kız alıp kız vermişiz... akrabalık ilişkilerimiz inkar edilemeyecek boyutta,Kürtler bizim ülkemizde savcı, hakim, başbakan bile olabiliyorlar, Türklerin Kürtlerle bir problemi yok, Türk düşmanı gizli istihbarat servisleri ve küresel derin güçler, Abdullah Öcalan adlı Asala zihniyetli ve işbirlikçisi Ermeni kökenli birini kullanarak, Kürt'ü Türk'e, Türk'ü Kürt'e kırdırıyorlar.

Derin güçler, Türkiye'nin güçlü olmasını önlemek için bir proje olan PKK'yı Türkiye'nin başına musallat ettiler.

Kürtlerin yaşadığı doğu güneydoğuda zengin yeraltı kaynakları var ekonomik olarak Türkiye Cumhuriyeti'nin güçlü, Türk Vatandaşı'nın müreffeh olmasını istemeyenler, kendilerinin yarattığı olmayan Kürt problemiyle Türkiye' yi siyasi alanda zayıflaştırıp bazen ABD, bazen de AB aracılığı ile Kürt kartını kullanarak ülkemize şantaj yapıyorlar.

Kürt başka PKK başka, PKK bir terör örgütü, Abdullah Öcalan'da ipi Türk düşmanı istihbarat servislerinin elindeki bir pinokyo, teröristlerin başıdır...

Hem PKK terör örgütü silahlı bir örgüt,Uygurlar silahla terör örgütü kurupta mı size saldırıyorlar?

Hem siz hangi hakla bizim kendi problemimiz olan, çözümünü kendimizin yapacağı konularda fikir yürütüyorsunuz, bu hakkı kendinizde hangi dayanaklarla buluyorsunuz?

Sosyal paylaşım platformlarındaki milliyetçilerin paylaştığı video resimler ve haberlerden bahsediyorsun yüzlerce sizin  Uygurlara yaptığınız işkenceleri anlatan video bende izledim yüzlerce makale okudum...

Çinliye savunma psikolojisiyle başladım anlatmaya PKK'nın tarihi sürecini nedenlerini sebeplerini...

Sabırla dinledi,ben anlattıkça gülümsedi, Türkçeyi anlamadığı yerlerde de yanımızda çok iyi derecede Çince bilen arkadaşına tercüme ettirdi, daha çok anlatmam içinde özellikle sözümü kesmemeye çalıştı, cebinden çıkardığı bir kalem ile de bir kağıda  anlattıklarımı not aldı.

-Çin devleti asla Uygur kardeşlerimizin köylerini basıp yakıp yıkmıyor, ortada hem savaş yok ,savaş bir devletle yapılır, Uygurların bir bölümünü  kullanan, Çinlilere karşı kışkırtan  Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nin zengin yeraltı kaynaklarını kullanmak isteyen güçlerin bir oyunu var, bu güçler  İslam ve Türk kimliğini kullanarak ne İslam'la nede Türklükle alakası olmayan yapılanmalarla büyük bir kaos, kaosun ardından da Çin hükümetini tavizlere zorlayıp, ardından da bu alınan tavizleri kendi çıkarları için kullanmak , Çinliyi de Uyguru da bu tavizler sonucu ekonomik rantlarında sömürmek istiyorlar.

Bu güçler siyasi propagandalarını basın yayın organları aracılığı ile dünyaya yansıtabilmek  içinde üs olarak Türkiye'yi seçmiş durumdalar  ve Türkiye'deki kontrollerindeki dernekleri ve bazı Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde yaşananların, perde arkasını bilmeyen Milliyetçi partileri ve Milliyetçileri, İslamcıları kullanıyorlar.Bir çoğu da neye hizmet ettiğini bilmeden mitinglerde,çeşitli platformlarda, yazdıklarıyla-çizdikleriyle sanal ortamda paylaştıklarıyla "Kominist Çin"," Çinliler uygurları katlediyor" sloganlarıyla  bu derin küresel güce farkına bile varmadan hizmet ediyorlar.

Türkiye'deki bu derneklerin finans kaynaklarını bir araştırın?

Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde dönem, dönem Çin Devleti'ne  karşı girişilen, sizdeki PKK uzantılı Kürtçü başkaldırıları ve taleplerinin bir benzeri, başkaldırı ve taleplerle, askerimiz-polisimiz mücadele ediyor...

Öyle olaylarla karşılaşıyoruz ki; bu sizinde başınıza bela olan derin güçlerin psikolojik propagandalarına maruz kalmış bir Uygur, bir bakmışsınız eline bir bıçak almış hiçbir sucu olmayan Çinlilere kadın çocuk demeden "Allah, Allah" diyerek saldırıyor, öldürüyor, O, Uygur'a "Allah,Allah" diyerek,  aynı nefesi alıp ortak alanda yaşadığı Çinliyi öldürten propaganda sahiplerinin arkasında ki gücün, ne İslam ile, ne Türkler ile hele hele Türk Devleti ile hiç bir  alakası olmadıklarını biz çok iyi biliyoruz,ortada bir küresel hesapları olan ekonomik rant peşindeki küresel güçlerin desteklediği bir terör örgütü ve kara propaganda var, sadece güvenlik güçlerimiz  Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde değil, tüm Uzakdoğu'da  Çin Devleti'ne karşı organize bir kara propaganda mevcut... Çin devletinin güvenlik güçleri de Türk Devleti'nin askeriniz polisiniz gibi bu terör örgütüyle mücadele ediyor...

Sincan'da Çin Devleti olarak hassas ve olağanüstü tedbirlerle özen göstermemizin nedeni; bu güçler Sincan'da çok rahat bazı Uygurları kandırıp, Çin Devleti'ne ve sıradan Çin vatandaşlarına karşı kışkırtabiliyorlar.

Peki bir sorumla celalleşen siz, hem hangi hakla bizim kendi problemimiz olan, çözümünü kendimizin yapacağı konularda fikir yürütüyorsunuz, bu hakkı kendinizde hangi dayanaklarla buluyorsunuz?

Bu tür mücadelelerde sertlik bazen sertliği doğurabiliyor.

Çin devleti, devlet olarak sadece Uygurlara değil, Çin sınırları içerisinde Çin ırkından dahi olsa devlete karşı suç işleyenlere de aynı sertliği gösterir.

Bir bucuk milyar nüfuslu bir ülkede huzur varsa, devlete karşı yapılan suçlara taviz verilmemesinden ve belki de dışarıdan bakana göre sert olarak algılanabilecek müdahaleler sayesindedir.

Biz sömürge devlet olmaktan çok korkuyoruz.

Bizi anlayabilmeniz için Japonların bize yaptıklarını İngilizlerin bizim insanımıza yaptıklarını araştırmanız gerekiyor. 

Yalan! (benim Yalan! değişimdeki aynı ses tonunu benzeterek)

Uygurlar le biz et ile tırnak gibiyiz, Uygurlar bizim kardeşimiz kız alıp kız vermişiz akrabalık ilişkilerimiz inkar edilemeyecek boyutta,genetik olarak ta sizin kadar olmasa da gen  bağımızda bilimsel veri,Uygurlar ülkemizde savcı, hakim, polis ,işadamı,işkadını  olabiliyorlar, Çinlilerin Uygurlarla  bir problemi yok, Çin düşmanı gizli istihbarat servisleri ve küresel derin güçler; Rabia Kadir adlı CIA güdümlü Uygur kökenli birini kullanarak Çinliyi Uygurluya ,Uygurluyu Çinliye kırdırma peşindeler...Sizin gibi Türkleri de Rabia Kadir gibi liderleştirdikleri aracılığıyla sizi bize, bizi de size düşman edip sizleri de oyunlarının bir parçası olarak kullanıyorlar veya kullanmaya çalışıyorlar.

Derin güçler, Çin'in  var olan gücünü  zayıflatmak için bir proje olan Sincan Uygur Özerk Bölgesi'ne tam bağımsızlık fikrini  musallat ettiler.Bağımsızlık amaçları değil o bölgeyi sömürüleri  yapmak için bazı Uygurların diline bal sürüyorlar.

Sincan Uygur Özerk Bölgesi'nde zengin yeraltı kaynakları var, ekonomik olarak Çin devletinin güçlü, Uygurlarında  müreffeh olmasını istemeyenler kendilerinin yarattığı olmayan Uygur problemiyle Çin'i siyasi alanda zayıflaştırıp, bazen ABD, bazen de AB aracılığı ile Uygur kartını kullanarak ülkemize şantaj yapıyorlar.

Uygur başka Rabia Kadir gibi kandırılmışlar başka,Rabia Kadir- ülkenizde ve dünyada teşkilatlanan derneklere hizmet edenlerin  ipi Çin Devleti düşmanı istihbarat servislerinin elindeki bir pinokyo, Rabia Kadir'de bunların başıdır...

Rabia Kadir- ülkenizde ve dünyada teşkilatlanan derneklere hizmet edenler her gün bu küresel güçlerin masalarında hazırlanan planlar çerçevesinde, Çin Devleti'ne saldırıyor, dünyada Çin ırkı mensuplarına karşı bir alerji olmasını sağlamaya çalışıyorlar.

Çin’i kendisine rakip görenler, Çin'de etnik karışıklık yaratmak ve kışkırtmak için Rabia Kadir'i “provokatör” olarak kullanmaktadır.

Size bir sır vereyim mi "sadece Çinliler değil, tüm Uzakdoğu'da yaşayan ırklar kandan nefret ederler,kanlarının akmasından korktukları için bazen tüm dünyaya bir anda kapılarını  kapatırlar, bu en önemli savunma mekanizmalarıdır,kapatabilecekleri içinde haklı davalarını savunmak için dahi çıkıp kamuoyu oluşturarak  kendilerini anlatma gereği bile duymazlar"

1937'de Çin Cumhuriyeti'nin dönemin başkenti Nanking'in Japon İmparatorluk Kara Kuvvetleri tarafından ele geçirilmesi sırasında Çinlilerin yaşadıklarını,Hong Kong'un hikayesini bir araştırmanız  bile bunu sebebini anlamanıza yetecektir.

Türk ve Çin güvenlik güçlerinin PKK ve Uygurlara yaptığı işkenceleri yayan, videoları sunan, haberler yapan, makaleler yazanların  merkez ise  bizim güçlü sizin güçlenmenizi istemeyen aynı odaklar...

Araştırın.

Sabırla dinledim o anlattıkça ben  gülmedim düşündüm , düşündüm anlamadığım yerlerde de yanımızda çok iyi derecede Çince bilen arkadaşına tercüme ettirdim not almama gerek kalmadı benim donelerimle kendini savunuyordu.

Araştırdım.

Günlerce Çin'de ve diğer ziyaret ettiğim Uzakdoğu ülkelerinde araştırdım,yıllarca bu ülkelerde yaşayan Türklerle sohbetler ettim .Kendimce merak ettiğim soru işaretlerine doğru ve tarafsız cevaplar aradım.

Her ulaştığım cevabın akabinde kendi kendime "Çinli muhatabım harfi harfine haklıymış, dahası da varmış..." dedim.

Soru;

Uzakdoğu'da ki tüm ırklar neden kandan nefret etsin ki, bunun Hong Kong'un hikayesiyle ve Nanking'de yaşananlarla bir alakası var mı?

Cevap;

Nanking'de ne yaşandı?

Uzakdoğu'nun gördüğü en büyük katliam... Yabancı kaynaklarda bu katliamın adı "Nanking Massacre" olarak geçmesinin yanında, "Nanking Atrocities" ya da  "Rape of Nanking" yani "Nanking Tecavüzü", "Nanking Canavarlığı" olarak geçer.

Japon askerlerinin Çinlilerin bir dönem başkenti olan Nanking de yaptığı katliamların adı konulacak derecede değil...

1931-45 yılları arasında Japonlar gittikleri her yere felaket ve ölüm götürmüşler, akıl almaz olaylara sebep olmuşlar, bu yıllar arası sistematik katliamlarda 17.5 milyon Çinli öldürülmüşlerdir.

Başta Nanking katliamı olmak üzere Çinlilere yapılan akıl almaz bir çok saldırı insanın kanını dondurur niteliktedir. Kurulan çeşitli ünitelerle biyolojik silahlar denenmiş, işgal bölgelerinden toplanan kadınlar çubuklara bacakları ayrık şekilde bağlanıp sabitlenerek askerlere sunulmuş, sokaklarda katanalarla insanlar doğranmıştır, Kendilerine yağma ve tecavüz hakkı verilen Japon askerler, sokakta teslim olmaya çoktan hazır olan silahsız Çinli askerleri bir araya toplayıp kurşuna dizerek öldürmüş. Bir çok sivil "asker olduğu düşünülerek" amaçsızca katledilmiştir.

Sokaklarda koşan insanlar "suçlu oldukları düşünülerek" hiç düşünmeden öldürülebiliyordu. Sokak araları ve ana caddeler cesetlerle doluydu. Öyle ki, kendilerine hiç bir şekilde zarar veremeyecek olan yaşlı insanlar bile hiç düşünmeden öldürülüp sokağa atılmıştı.

Ele geçen askerler ya da Japonlar tarafından tutuklu ilan edilenler şehrin büyük nehrinin önünde sırayla kurşuna dizilip ya da sopalarla dövülerek öldürülüp, nehrin akıntısına bırakılıyordu. Bu şekilde öldürülen savaş tutsaklarının sayısı 55 binden fazlaydı.

 1937'de Çin Cumhuriyeti'nin dönemin başkenti Nanking'in Japon İmparatorluk Kara Kuvvetleri tarafından ele geçirilmesi sırasında ve ardında yaşanılan katliam ve tecavüz olayları. Altı hafta süren olaylar yaklaşık 300.000 kadar sivil ve silahsız askerin ölümü, ve 20.000-80.000 kadar kadının tecavüze uğramasıyla sonuçlanmıştır

Uluslararası Uzakdoğu Savaş Mahkemesine göre ölü sayısı 200.000 civarıdır; Çin'in resmi kayıtlatında ise bu sayı 300.000 olarak verilmektedir.

200.000 veya 300.000 dile kolay...

Dönemin tirajı yüksek Japon gazetelerinden biri olan "Tokyo Nichi Nichi Shimbun" gazetesinin başlığı bile o dönem yapılan katliamın boyutlarını gözler önüne seriyordu: 100 Çinliyi kılıçlarla Öldürme Yarışması. Yarışmanın kuralları basitti: Yarışmaya katılan 2 Japon askeri, ellerine aldıkları katana kılıçlarıyla önlerine sıralanmış Çinli esirleri aynı anda öldürmeye başlıyorlar ve 10 dakika içinde hangisi daha fazla esiri öldürürse, yarışmayı o kazanıyordu. Japon gazeteleri, bu yarışmayı büyük bir zevkle halkına duyurmaktaydılar.

 

 


(Japonların "Kılıçla adam öldürme" yarışından bir görüntü ve gazete,Japon askerlerinin "yarışmasında" kullanılan kılıçlardan biri Çin Cumhuriyeti askeri müzesi, Taipei, Tayvan'da bulunmaktadır.)

 

O dönemi yaşayan görgü tanıklarından gazeteci Frank Tillman Durdin anılarında "Japon askerleri neredeyse her eve girmiş, komutanlarının gözlemi altında evlerden, istedikleri her türlü eşyayı, değerli mücevherleri alıp çıkmışlardı."

 

Archibald Steele ise "İlk başlarda Çinli yağmacılar bakkalları ve marketleri yağmalıyordu. Fakat sonradan Japon askerleri onlara karşı üstünlüklerini gösterdi ve sadece bakkalları değil, hastaneleri, mülteci kamplarını da yağmalamaya başladılar." şeklinde yazmıştı, gazetesindeki köşe yazısında. Güvenli bölgeye giren Japon askerleri, fakir halkı süngüleriyle tehdit ederek kişi başı 3,000 $ haraç toplayabiliyordu.

 

Askerlerin aslında girdikleri evde aradıkları sadece para ya da değerli eşya değildi...Onlar kendilerine tecavüz edebilecekleri genç kadınları arıyorlardı. 20,000'den fazla kadın, büyük işkencelere ve acılara maruz bırakılarak defalarca tecavüze uğramıştı. Tecavüzde uygulanan şiddet inanılmaz derecelerdeydi. Japon askerleri zorla girdikleri evdeki -genç, yaşlı fark etmeden- kadınlara sırayla tecavüz ediyor, eğer evin erkeği buna itiraz ederse o an öldürülüyordu. Eğer itiraz etmezse, karısına, kızına, annesine tecavüz edilmesini izledikten sonra öldürülüyordu. 60-65 yaşlarındaki kadınlara bile 10 belki de 15 kere tecavüz ediliyordu.

 

 Defalarca tecavüze uğradıktan sonra baygınlık geçiren ya da ölüme yaklaşan kadınların ise, vajinalarına sokulan süngü, ağaç dalı ya da bambu gövdeleriyle kan kaybından ölmeleri sağlanıyordu. Kısacası, Japon askerleri Çinli kadınları öldürürken bile aşağılıyorlardı.

En kötüsü ise, bazen Japon askerleri kendi çirkin fantazilerini gerçek kılmak için aileleri ensest ilişkiye zorluyorlardı. Ailenin erkek çocuğundan annesine tecavüz etmesi, ailenin babasından ise kızına tecavüz etmesi isteniyordu. Bu kurallara uymayanlar öldürülüyordu. Hatta o dönemde şehirde bulunan gazetecilerin anılarına göre, doğumuna az kalmış hamile bir kadının defalarca tecavüze uğradıktan 10 dakika sonra çocuğunu doğurduğu bile olmuştu. Şehrin kutsal insanları olan papazlarından, keşişlerinden bile kadınlara tecavüz etmeleri isteniyordu.

 

(Defalarca tecavüze uğradıktan sonra bambu ağacı yardımıyla öldürülen bir kadın)

 

Çok büyük bir insanlık ayıbıdır, fakat tek değildir. İngilizlerin Boerlere yaptığı, II.Wilhelm Almanyası'nın Nabimyalılara yaptığı, Nazi Almanya'sının Yahudilere yaptığı, ABD iç savaşında kuzeylilerin güneylilere yaptıkları, Yahudilerin filistinlilere yaptıkları, ABD'nin Hiroşima ve Nagazaki'deki Japonlara balkan Türklerine Bulgarların yaptıkları, yaptıkları insanlığın en büyük suçudur. Hala devam etmektedir. neyse bunlarada girerek konuyu dağıtmayalım.

Hong Kong'un hikayesi;

Çay, batının tanımasından çok evvel Çin'de "royal" (krallara özgü) bir içecek kabul edilir, ancak gümüş karşılığında alınıp satılabilir, tabi bu, o devrin ticaret devi İngiltere'nin (daha spesifik olmak gerekirse the east india company'nin) işine gelmez. Bu yüzden Çin'i Hindistan'da ürettikleri Afyon ile tanıştırıp tonlarcasını ülkeye sokarak koca bir milleti afyon bağımlısı haline getirirler, bir süre sonra da resmi görevlileri rüşvetle besleyerek afyon karşılığı çay ithal etmeye başlarlar.

Çin'de inanılmaz bir sosyal dejenerasyon yaşanırken dirayetli lider lin tse-hsu afyona savaş açar,  kraliçeye de mektup yazar "bu nane sizin ülkede zaten yasak, bize niye gönderiyorsunuz, bunun denizaşırı ticaretini de yasaklayın" ancak kraliçe oralı olmaz, Lin Tse-Hsu İngiltere'yle bütün ticareti durdurma tehdidinde bulunur, savaş başlar.

1842’de Çin’in yenilgisi ile sona eren Afyon Savaşı’ndan sonra İngiltere Hong Kong’u sömürgeleştirir. Savaşın en önemli sonucu Çin’in serbest ticaret anlaşması imzalamak zorunda kalmasıydı. İngiltere’nin bu kazancı diğer Avrupalılar için örnek teşkil etti. Nitekim Portekizliler başta olmak üzere diğer Avrupalılar Çin pazarına girdiler. Piyasanın ucuz ithal mallarla dolması sonucu halk fakirleşti ve Çin ekonomisi çöktü. Sonra kapılarını dış dünyaya kapatan Çin 1970’lerin sonunda yavaş yavaş küresel sisteme entegre olmaya başladı. Afyon Savaşlarının bitiminden 1897-1997 İngiliz hakimiyetindeki 100 yıllık kiralama dönemine geçti; sonrasında 1997’deki Hong Kong gerçek sahibi Çin’e devredildi.

Afyon savaşları ile birlikte Çin in 1949’a kadar sürecek olan acılar ve sancılar dönemi başlamıştı. Afyon nedeniyle ölen Çinlilerin sayısı kimi tahminlere göre 200 milyon, kimi tahminlere göre ise 500 milyon kadardı. Fakat şu bir gerçek ki 20. yüzyılın başına kadar ölenlerin sayısı kesinlikle 100 milyondan az değildir. (BABAOĞLU, 1997,  S.40)

 

100 Milyon dile kolay...

Nanking ve Hong Kong hakkındaki bilgiler ve yaşana dramlar  aslında kitaplara sığmayacak boyuttadır.

Yukarıda sunduğum gerçekliği ile uluslararası kabul gören derleme bana ait değil, ama Uzakdoğu ziyaretim esnasında, Nanking ve Hong Kong hakkındaki  bu bilgileri doğrulayan bir çok kişiyle sohbet ettim, hatta Japonların Çinlilere yaptığı zulümlerin bu yazılmayan zulümlerin boyutundan daha vahim olduğunu duyduklarımla size söyleyebilirim.

Rabia Kadir- bu derneklere kucak açan, her zaman destek olan, bu yüzden Türk Milliyetçileri tarafından da sevgi ve saygı beslenen Japonlar, bakın Çinlilere geçmişte neler yapmış..

Şimdi siz bir özdeşleştirmeyle, karşılaştırma yapın, Türkiye'de yaşayan bir Kürt kardeşimiz Ermeni diasporasıyla ve Asala ile  ortak platformlarda ortak donelerle Türkiye'ye karşı mücadele verse ve bazen de eyleme dökse, fırsat verilse eylemi katliama çevirecek bir psikolojiye sahipse, siz o Kürt kardeşimiz için ne düşünürsünüz.

Çinlilerin aslında bazı Uygurlara karşı tepki göstermesinin sebebi işte bu özdeşleştirmede yatıyor.

Nanking' ve Hong Kong'da yaşananların yüzlercesini Uzakdoğu'da ki yaşayan devletler ve ırklar yaşamış.

Yaşananlardan canlı tanıklar bile mevcutken, yaşadıkları katliamlar daha hafızalarındayken, yaşanmışlıklarıyla Uzakdoğu'da yaşayan tüm ırklar, kandan gerçekten nefret ediyorlar,bazen geçmişte olduğu gibi kanlarının dökülmesinin, tekrar katliamlar yaşama olasılığının tedirginliği ile sert tepkiler verebiliyorlar ve devletinden tavizsiz temelli yönetim biçimlerini acı  yaşanmışlıkları yüzünden tercih ediyorlar.Bu konuyu her acıdan çok düşündüm, bence haklılar ve inatla da bu yönetim şekillerini de devam ettirmeliler.

Gerçekleri bulma noktasında derinlerdeki nedeni irdelememiz bazen yeterlidir.

 

Yüzeysel görüntüler gerçekleri kamufle edebilir. 

 

Soru;

Rabia Kadir kimdir ve bahse konu dernekler, gerçekten CIA vb. İstihbarat servisleri ile bağlantılı ve  Çin Devleti düşmanı rant odaklı güçlerin kontrolünde mi, Japonya ve bazı devletler Rabia Kadir ve bu derneklere neden kucak açıp konu Çin karşıtlığı oldu mu neden demokrasi havarisi kesiliyorlar,bu dernekler Doğu Türkistanlıları  temsil edebilir mi ?

 

Cevap;

Rabia Kadir;

Eski Çin Ulusal Kongresi üyesiydi veya değildi, Çin’in en zengin 7. kişisiydi veya değildi,

ABD’ye ajanlık gerekçesi tutuklandı veya tutuklanmadı, hapishaneden ABD yönetimi girişimiyle çıkarıldı veya çıkarılmadı.

Amerikan istihbaratının ve Milli Demokrasi Vakfı’nın milyonlarca dolarla

desteklediği kurumların başındadır veya başında değildir, 2004’de Uygur İnsan Hakları Projesini başlattı veya başlatmadı, Emperyal ödüllere layık görüldü veya görülmedi...

ABD hedef aldığı Çin’e karşı geniş çaplı fonladığı Washington D.C. merkezli Dünya Uygur Kongresini (DUK) kullanmaktadır veya kullanmamaktadır.

Bu iş için ABD bir fonlama teşkilatı kurmuştur veya  kurmamıştır Milli Demokrasi Vakfı (National Endowment for Democracy – NED) bunlardan biri ve en önemlisidir veya önemsizidir.

Bu konuda o kadar çok makale ve iddia vardır ki, hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğunu bilmek imkansız, bilmediğim doğruluğuna şahit olmadığım veya doğru olacağını hissetmediğim iddialara, sadece bu makale de değil hiçbir makalemde, etik olarak yer vermiyorum.Kalemle mücadeleye başladığım ilk gün kendi kendime söz verdiğim bir prensip bu.

Fakat bir şeyi çok iyi biliyorum bir problem varsa ana kaynağında çözülmeli.

Eğer Uygurlar ve Çinliler arasında bir problem varsa kendi aralarında çözmeliler.

Problemli ülkelerde  ve Türkiye'de problemlerin çözümü noktasında ABD'nin AB'nin müdahil olduğu  problemler çözülmemiş ve daha da derinleşmiş bunu görmeyecek kadar kör değilim.Bakın Irak'a, bakın Suriye'ye, bakın ülkemizde ki terörün perde arkasına ,bunu sizlerde görürsünüz, görmüyorsanız körsünüz.

Rabia Kadir noktasında bir şeyi biliyor izliyorum problemi kaynağında çözme girişimi yok,hep bir AB'li ABD'li daha da göze çarpanı Çin'deki katliamları realite olan Japonlarla kankalık derecesinde.

Rabia Kadir gibi farklı ilişkileri olanların yerine, iyi niyetli,sevgi merkezli biri çıkıp Çin'in iç problemleri içerisinde dışa yansıtmadan Uygurlar ile Çinlileri kaynaştırma mücadelesi verse, barış eksenli bu girişim belki de problemleri kökten çözer ama bu problemlerin çözümü Japonya'nın işine sizce gelir mi?

Hala Uzakdoğu'yu sömürme hayali kuran küresel güçlerin, işine gelir mi?

Almanya,Fransa ve bazı devletler konu PKK oldu mu  kucak açıp, konu Türkiye  karşıtlığı oldu mu ne derece demokrasi havarisiyseler  , Rabia Kadir- bu derneklere kucak açan Japonya ve bazı devletlerde konu Çin karşıtlığı oldu mu  aynı derce de demokrasi havarisi sayılmalılar ve aynı derece  insan hakları noktasında inandırıcı ve samimiler.

 

Soru;

Çin'de yaşayan Uygurlar ekonomik olarak  zorda mı?

 

Cevap;

Zenginliklerinden dolayı sadece Çin'de değil tüm Uzakdoğu'da, Uygurlara "Uzakdoğu'nun Yahudileri deniyor.

"Bizden daha zengin oldukları ve bizim sofralarımızdan  sofralarında daha çok et bulundurdukları gerçek ben gördüm.

Fakiri yok mu?

Var ama çalışmadığından, Çin'deki sahte para ve bir çok gayri meşru işlerde Uygurların elinde,nedense...

Birinde "gardaş" deyip bana bile dolar bozdururken 200 Rb (Yuan) sahte para verdiler.

Tanıdıklarım gördüklerimle en son güvenebileceğim gen akrabalarım diyebilirim.

Bu arada hakkını yemeyeyim iyisi de var, bunları ayırt edebilirsiniz Karapropakandalardan etkilenmeyen Çin düşmanlığı noktasında beynine format atılmasına izin vermeyen, lafa Çin düşmanlığıyla başlamayan Uygur ve Çin kardeşliğini savunan  gerçekten iyi onlar...

Yine de Allah acılarla sınav etmesin.

Ranta dayalı küresel  odakların ve istihbarat servislerinin  direk kullandığı Fetullahçılar gibi veya  ‘Türkçülük,Kürtçülük,Solculuk,Dincilik... yaparken bu odaklara farkında veya farkında olmadan sloganlarıyla eylemleriyle hizmet edenlerden  Allah'a çok şükür olmadım.Hiç bir ülke kuruluş ve derin istihbari yapıyla da irtibatım yok, çok rahat yazıyorsam sebebi bundandır.

Türkiye bölünme sürecindeyken ,bizi direk ilgilendirmeyen başka problemlerin parçası olmak bize bir şey kazandırmayacağı gibi,  Uygur derken Kürtçüleri dünya siyasetinde legalleştirebileceğimizi de unutmamak lazım, bakın Kürdistan hayali kuranlar petrolden hak istiyorlar.

Ne demek istediğimi biraz düşünün bazı şeyler çokta açık yazılmaz...ne demek istediğimi anlayın.

 

Soru;

Uygurlar gerçekten Çin Devleti'nin her alanında Uygur kimlikleriyle görev alabiliyorlar mı, Çin'de yaşayan Uygurlar mazlum ve mağdur mu?

Cevap;

Uygurlar gerçekten Çin Devleti'nin her alanında Uygur kimlikleriyle her kamu ve özel kuruluşta  görev alabiliyorlar,polisini askerini savcısını hakimini gördüm gayette mutlular yaşamlarından da memnunlar.

Mazlum olduklarına rastlamadım ama bir Uygur'un tek başına 10 Çinlinin üzer ine yürürken gördüm, Çinlilere aşağılayıcı tavır takınan ve Çinlilere her ağzını acarken küfür edeni gördüm...

Küfür etmeden kardeşçe yaşayan, efendiliğiyle örnek işinde gücünde hayat standardı yüksek çok Uygur'da gördüm, Türkiye'de Kürt kardeşlerimiz ne kadar mazlum ve mağdursa Uygurlarda Çin'de o kadar mazlum ve mağdurlar...

 

Soru;

Çin devleti ve Çinliler Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı düşmanlık besliyor mu,

Uygurlar ne derece Türkiye Türklerini seviyor,Türk Devletinin tanıtımı ,Türkiye'nin lobi çalışması Türk konsolosluğu aracılığı ile mi yoksa farklı güçlerce mi yapılıyor, Uygurların MHP'ye ve MHP liderine bakışları?

 

Cevap;

Çin devleti sadece Türkiye Cumhuriyeti'ne karşı değil hiç bir ülkeye düşmanlık beslemiyor, ekonomik olarak güçlenmek en önemli hedefleri, ticaretlerine bakıyorlar...

Fakat Çinlilerin Japonları ve İngilizleri sevmedikleri kesin, Japon ve İngilizlerin Çinlilere yaptıkları tarihi gerçekken buda gayet normal değil mi?

Çoğu Çinli Türkiye'nin  nerede olduğunu bile bilmiyor,bilenlerde Türkleri vallahi çok seviyorlar...

Maalesef Türkiye'nin devlet olarak lobi çalışmaları çok zayıf, tamamıyla Fetullah Gülen camiası lobi çalışması yapıyor, aslında yapmıyor,kendilerine ticari alanlar acıyorlar.

Örneğin;

MHP olarak herhangi Türkiye'de Uygur konulu faaliyette bulundunuz mu,  cemaat mensupları  o doneyi (haber,video vas.) Çinceye çevirip irtibatta oldukları Çin Devleti görevlilerine "bakın biz Çin dostuyuz, ülkücüler ve MHP  (veya hedeflerinde kim varsa) sizin düşmanınız,işte belge" diyerek kendi çıkarları noktasında kirli bilgilerle Çin devletinde bazı birimleri bilgilendirip  yönlendirebiliyorlar.Sadece Çin'de değil, Fetullah Gülen Cemaati Uzakdoğu'nun her ülkesinde,okullarının bulunduğu ülkenin istihbarat servislerine kirli bilgiler verebiliyor kendi çıkarları doğrultusunda lobi çalışması yapıyorlar.Şu anda MHP'yi ve Liderini  karalamayı nadasa bıraktılar, AKP ve Başbakan Erdoğan'ı filme takmakla meşguller.

Başka bir örnek;

Uzakdoğu'nun bir ülkesine bir işadamı iş için gitti mi; Türk konsolosluğundan  daha önce haberleri olup tercümanlık danışmanlık veya yardımcı olma hikayesine, güç gösterisiyle o işadamını ağlarına düşürüp resmen diyalogsal numaralarla çökebiliyorlar.

Okullarda öğretmenlik yapanların 200 dolara hizmet ettikleri kocaman yalan hepsi resmen zengin avında "Cemaat-hizmet-öğretmenlik bahane rantları şahane".

Uygurlar MHP'yi ve liderini ülkücüleri sevmiyorlar,Fetullah Gülen medyasının ve mensuplarının  yazıp çizdikleri  anlattıkları ve BBP'lilerin ziyaretleri esnasındaki ekmiş oldukları fitne doneleriyle ülkücülere ve liderine iftira atanına çok rastladım.

 

Soru;

Sadece Türkiye'ye göç eden Uygurlardan dinlediklerimizle Çinlilerin Uygurlara yaptığı işkenceleri anlatan gazete,TV,sanal ortamlarda yayınlanan-video-makale haberlerle tanıdığımız dışında Çinliler nasıl insanlar?

 

Cevap?

Çinliler noktasında makalemin giriş kısmında yazdıklarımı tekrar yazıyorum

Benim tanığım Çinliler;

Vücut dilini kullanım tarzlarıyla hiç yabancılık çekmiyorsunuz,dil bilmeniz anlaşmak için çokta önemli değil yeter ki sizin iyi insan olduğunuza kanaat getirsinler, kalplerini açmakta zerre tereddüt etmiyorlar,  zengini de fakiri de sosyal statüsü yüksek olanı da olmayanı da saygılı, Avrupalı ve  Ruslar gibi soğuk değiller, aşırı sıcak kanlı ,bu yönleriyle bizim Anadolu'nun köylerinde yaşayan vatandaşlarımıza çok benziyorlar, Anadolu'muzun insanı gibi;  misafir perver, hoş görülü, sevecen ve aşırı saygılı,  doğruluk ve dürüstlükten ödün vermeyen...

Yani sizden bizden biri gibi.

Çin Irkı;çalışan, çalışan, çalışmayı bildiği kadar  yemeği de bilen, yaşamayı da bilen, sosyal, namustan ardan edepten taviz vermeyen kişilikleriyle dost edinip, ayrı kaldığınızda özleyeceğiniz  ve dünya üzerinde Türk ırkının anlaşabileceği belki de tek karakterdeki  ırk.

Yeter ki kendi içişlerine karışmayın, mikro milliyetçilikle hedef ülkelerde etnik ve mezhepsel kışkırtıcılık yapan güçlere hizmet edenlerle karşılaştıklarında bir anda değişebiliyor, Japonların ve İngilizlerin yaptığı katliamları hatırlıyor ve acıları depreşiyor...üzülüyor ve korkuyorlar.

Çinlileri ve diğer Uzakdoğu ırklarını ve devletlerini tanımadan "gominist, gominist..." diyerek saldıranlara,"eskiden bende bilmeden böyleymişim diyerek" öz eleştiri yapıyor cahilliğin zararlarına tanık oluyor şimdiki bakış acımla cahillikten kurtulmaları için dua ediyorum.

Velhasıl ben Çinlileri seviyorum,hemde çoook.

Bir gün Uzakdoğu'ya gittiğinizde insanlarını tanıyınca bana hak vereceğinizi de çok iyi biliyorum.

 

Son sözlerim;

Öncelikle beni bağlar, bunlar benim doğularım, camiamdan büyük tepkiler alacağımı bile,  bile yazıyorum kalem tutmak bedel ödemektir,her türlü tepkiye hazırlıklı olmaktır.

Son günlerde Türkistan dernekleri, Kırım vs. derneklerinin düzenlemiş oldukları gösterilerde ülkücüleri aşağılayan ve dışlayan çıkışlarını tesadüf mü sanıyorsunuz?

Bu tür derneklerin Türklük ve İslam problemi yok.

Hemen, hemen hepsi,CIA kucağında, Rabia Kadir'de bunlara dahil gibi,veriler o noktada...

Çin ve Rusya'ya karşı Amerika'nın gizli istihbarat servisi CIA kontrollü psikolojik savaşta kullanılan birimleri gibi hareket ediyorlar

Hele, hele ülkücüler bu gaza hiç gelmemeli...

Ülkücülerin tek derdi Türkiye'de iktidar olmak olmalıdır.

Farkına varmadan siz Sincan dediniz mi,Rabia dediniz mi, Kırım dediniz mi bir tek yerin ekmeğine yağ sürüyorsunuz, o adres Amerika,İngiltere ve Fransa ve sessizce gücüne güç katan Uzakdoğu'nun hakimi olma idealli Japonya'dır.

Mehmet Ali Ağca'nın Papa suikastından sonra hep hedeflenen,dünyada Türk bir terör örgütü algısı oluşturarak Ülkücü hareketi terörist bir yapı gibi gösterip kontrollerindeki Türkiye merkezli bir Terör örgütü ile dünya siyasetini yön verirken Türkiye Türklerini amaçları doğrultusunda kullanmak,...

Bu oyunlara kanmamak lazım.

Ülkücü Hareket militan bir yapı değil fikri yelpazesiyle Türkiye'yi Lider Ülke yapacak kadro hareketidir,

Ülkücü hareketin beslendiği kaynak; terörsel dökümanlar değil fikirsel çözümleriyle dünyaya barışı sevgiyi,adaleti ve dengeyi getirebilecek projeler bütünüdür.

Ülkücü hareket hoşgörü ve istişare hareketidir. Ülkücü ise, olaylara duygularıyla yaklaşmayan 5000 yıllık Türk devlet birikiminin hassasiyetiyle davranan, dünyadaki siyasal ve sosyal gelişmeleri doğru okuyan, liderlerinin işaret ettiği konumda konumlanan, acı tecrübelerinden ders çıkarabilen ve bu noktada beynine format atılması imkansız, Türk Dünyasındaki tek ve son idealist topluluğun diğer ismidir.

Ülkücü hareket "çarşı her şeye karşı" asosyal bir hareket hiç değildir.

Lider ülke Türkiye kadrosuyla, Türk Dünyasının yaşadığı sancıları en derinlerde hisseden fakat bu hissiyle, militarist bir refleksi savunmayan Atatürk'ün "Yurtta Sulh Cihanda Sulh" ilkesini benimseyen ve Türk dünyasındaki sulhunda ancak güçlü bir Türkiye'den geçtiğini bilecek kadar tecrübeye sahip, barışçı çözüm üreten bir eren hareketidir.

Hiç kimsenin ülkücülere farklı misyonlar yüklemeye hakkı yoktur, eğer yüklüyorsa da bu bilinçli bir oyunun devamından başka bir şey değildir.

Bazı dernekler bazılarının geçim kaynağı bazı istihbarat servislerinin cirit alanıdır.

Ülkücü kadrolar,her ülkeyle masaya oturur, geçmişin düşmanlıklarını masaya otururken done yapmaz fakat her masada Türk Milletinin menfaatlerini feda eden değil, çıkarlarından yana tavır takınır...

Sol düşüncede teslimiyet vardır, sağ düşüncede paraya biat vardır, sözde İslamcı kadroların çoğunun ipi İngiltere ve Amerika'dadır...  ülkücülerin ise tek göbek bağı Türk Milletidir.

Her tepkisi demokratik sınırlar çercevesindedir.

Dünyada milliyetçilik akımlarını incelemeden veya analiz etmeden körü körüne kasaba milliyetçiliği yaparak, değerlerin yükselmesine hizmet etmeden bir milliyetçilik fenomeni oluşturmak, çağımız dünyasında mümkün gözükmemektedir.

Körü körüne, kavimler göçü sonucunda Orta Asya'dan Türkiye'ye gelmek ve bu topraklarda bir kültür oluşturmak ve bu kültürün yöresel değerlerini evrensel değerler seviyesine çıkarmadıktan sonra yapılan milliyetçilik Türk milliyetçiliğine hizmet etmeyeceği gibi, marjinal ve menfaat gruplarına hizmet eder, dahası "milliyetçilik" adına yapılan her adım kendi milletine değil, küresel güçlerin oyun alanının basit bir oyuncusu olur.

Türk milleti ve kendini Türk olarak ifade eden milletlerin, geçmiş de yaşadıkları acıları, savaşları, kötü anılarını şimdiki ve gelecek siyasetlerinin şekillenmesinde temel düşünce olarak  referans kabul edip "Yurtta Sulh Cihanda sulh" sloganını hiçe sayması Türklerin dünya ile entegrasyonuna engel olmaktadır.

Türk Milliyetçiliğinin yıllar içinde oluşturulan değerlerinin dünya evrensel değerleri haline getirilmesi ve korkulan değil birleştiren, savaştan değil barıştan,(barıştıran) yana bir algı oluşturulması çağımız Türk Milliyetçiliğinin yegane görevlerinden olmalıdır.

Birleştiren derken; kendi kutsal değerlerini ezmeden veya yok saymadan  dünyadaki tüm milletlerle mütekabiliyet ve eşitler arası eşitlik ilkesiyle yaşamak anlaşılmalıdır.

Bugün Doğu Türkistan'ı da küresel güçler oyun sahası haline getirmiştir.

Çin ile birlikte yaşama argümanını iyi değerlendiremeyen Doğu Türkistan Türkleri,Türk kalkanı altında küresel güçlere hizmet etmektedir.

Milliyetçi duyguları had safhada bir yaşamı hayat gailesi edinen Türk Milliyetçilerinin, bu olaylara bakışı farklı olmak zorundadır, zira bölgenin yeraltı ve yerüstü kaynaklarına her zaman ki gibi çöreklenen CIA ve diğer küresel istihbarat örgütleri amaçlarına ve özellikle bölgede çıkarılan petrol ve yeraltını kaynakları silahına sahip olmak için milliyetçilik ve İslam unsurlarını kendi amaçları doğrultusunda kullanarak, Çinin gelişimini engellemeye çalışmaktadır.

Burada  küresel güçler amaçları doğrultusunda Türklerin ezildiğine yönelik bir algı oluşturmaya çalışmakta,Türk Milliyetçiliğinin saf ve fadakarane milliyetçilik duygularını, kendi amaçları doğrultusunda yönlendirmeye çalışmaktadır.

Benim karşı olduğum Türk Milliyetçiliğinin, küresel güçler kendi amaçları doğrultusunda  kullanılmasıdır.

Kaldı ki bu sorun Çin ile Doğu Türkistan'ın kendi arasındaki bir sorundur.

Türk milliyetçiliği her zaman kardeş ve gardaşlarını yalnız bırakmama kültürüne sahiptir,yalnız bu düşünce birilerinin menfaati için kullanılmayı gerektirmez.

Bizim  oluşturduğumuz politikalar tutarlı olmak zorundadır.

Ne demektir bu?

Bugün doğu Türkistan mecazi bir benzetmeye ihtiyaç duyarsak ülkemizdeki güneydoğu sorunu ile aynı eşdüşümde olduğu ortaya çıkacaktır.

Çünkü  Türkiye'nin güney doğusunda küresel güçler menfaatleri için nasıl bir  Kürt sorunu(!) ve PKK'yı oluşturarak ayrılıkçı bir karakter oluşturduysa,Doğu Türkistan'da aynı kapsama sokulabilir.

Gülten Kışanak nasıl ki bugün güneydoğudaki petrolü paylaşalım politikası oluşturmaya çalışıyorsa, Doğu Türkistan' da ki yeraltı ve yer üstü kaynakları sebebiyle CIA ve diğer küresel güçler Çin'e karşı Doğu Türkistan kartı ile sanal bir Kürt dünyası oluşturmaya çalışmaktadır.

İstanbul'da davalarına destek olmak için mitinglerine giden ülkücülere bu derneklerin tepki göstererek ülkücülere saldırmaları olayın renginin çok farklı olduğunu ispatlamaktadır.

Bu tepkilerle bu dernekler aslında "ya ülkücüler, siz safhane, her şeye bir avuç tuz ile koşuyorsunuz, bakın işinize, bizim eylem nedenlerimizi siz anlayamayacak kadar dünyadaki gelişmelerden kopuksunuzi,bizim amacımız başka siz biat ettiğimiz küresel güçlerin bize yüklediği planlara gölge oluyorsunuz..."demektedirler.

Biz eğer PKK ve sahte Kürtçülere ve onların uyguladığı politikalara karşıysak, tutarlılığımızdan ödün vermeden Doğu Türkistan'da küresel güçlerin kurmaya çalıştığı  sanal Çin Kürdistanına da karşı olmalıyız.

Ayrıca CIA'nin oyuncağı Fethullah Gülen Cemaati'nin bölgede Amerika'nın amaçlarına uygun olarak propaganda yapmaları da gerçeğin diğer bir yüzüdür.

Doğu Türkistan olayı Türkiye'de elde edilen dar bilgilerle değerlendirilmeyecek kadar derin bir konudur.

Dikkat!

"Türk milliyetçiliğine hizmet ediyorum"diyerek ve temiz duygularla destekleyerek CIA, Fethullah ve diğer menfaat gruplarına hizmet etmiş olunabilinir.

Bugün her sıkışanın son durağı haline getirilen Türk Milliyetçiliği duruşu ve aklı selimiyle bu olaya çözüm üretecektir.

Araştırmadan desteklemek  insanları hiç ummadıkları konumlara sokabilir.

Mesela,biz aylardır "Myanmar'da zulüm ve işkence vardır" diye yönlendirildik ama olayın başlangıcı, 3 Müslüman gencin bir Budist genç kıza tecavüz etmesidir.

Budistlerin ilk tepkisi bu tecavüzcülere iken, farklı güçlerin etkisiyle tepki İslam toplumunaymış gibi algı oluşturulmuş, karşılıklı restleşmelerden az nufusa sahip olan İslam inançlı bireyler zarar görmüştür.

Myanmar'daki yerüstü ve yeraltı zenginliklerini gözüne kestiren küresel güçlerin bölgede bu senaryoyu ürettiğinden çoğumuzun haberi yoktur.

Bu ışıkla doğu Türkistan'ı tam analiz etmeden taraftar olmak kime hizmet ediyor,Türkiye'ye olmadığı kesin.

Türk toplumlarını devlet olarak çok mu seviyorsunuz, Türkiye'de yaşamak isteyenleri  küresel sermayenin oyuncağı yapmamak kaydıyla, denetlemek şartıyla,Türkiye sınırlarını tamamen acarsınız, isteyen istediği yerde yaşar, isteyene de "bana yaşadığım ülkede zulüm yapıyorlar numaralarını yapma, yalanları done olarak kullanmana ,demagojilere sığınmana gerekte yok..."genetik bağım sana vatandaşlık vermek için yeterli diyerek  CIA'nin,Japonya'nın ve diğer güçlerin kucağına atmamak, farklı hedeflerinde shov yapmalarına ve propagandasına izin vermemek koşuluyla vatandaşlık verirsiniz .

Bu çözüme karşıysanız hala kullanıyorsunuz demektir,size hayırlı CIA'lı işler.

Murat Alperen

 

Kaynak : www.hareket2023.com
 
 
 
 
Bu haber 6323 kez okundu
 
Yorumlar Yorum Yaz   Tüm Yorumları Gör
 
 
  DİĞER HABERLER
 
 
 
 
Bu haberi paylaş

 

  •  

  •  
        
     
     

     
     
     
     
    Copyright ©
     
    Photo gallery  |   Video Gallery  |   Columns About Us  |   Contact Us

             
    TÜRKİYE-TÜRKÇE  |   TURKEY  |   WORLD  |   Politics  |   Business  |   Health  |   Food  |   Sport  |   Travel  |   Technology  |   Fashion  |   Magazine  |   Art  |   FETO FACTS   |